Kaybetmenin Verdiği Üzüntü İçtimai Yönümüzü Tesir Altında Bırakıyor Print E-mail
User Rating: / 0
PoorBest 
Written by muslimway.org   
Wednesday, 17 May 2006
Mesleğimiz İtibarıyla Çok İstediğimiz Bir İdealimiz Vardı. Kaybetmenin Verdiği Üzüntü İçtimai Yönümüzü Tesir Altında Bırakıyor. Bu Duruma Nasıl Mani Olabiliriz?

Arkadaşımız bu sorusuyla çokların başına gelebilecek bir meseleye tercümân oluyor. Kendi başına gelen bir hâdise ve onun kendisinde hâsıl ettiği menfî tesiri de samimi bir dille ifade ediyor.

Kur'ân-ı Kerîm, "İnsan her arzuladığını elde edeceğini mi zannediyor" (Necm/24) âyetiyle bu hususa temas etmektedir. İnsan harîs olmamalıdır. Dünya da, âhiret de Allah'a âittir. Bazan buradaki kaybetmeler orada kazanmaya sebep olur. Cenâb-ı Hakk burada alır, orada verir. Hem aldığına mukâbil neleri vereceğini ve bizi ne sürprizlerin karşılayacağını bilemeyiz.

Duhâ sûresinde Efendimize hitaben "Velel âhiretü hayrun leke min'el ûlâ" denilmekte ve âhiretin ûladan daha hayırlı olduğu bildirilmektedir. Bir son bir evvelden daha hayırlı iken, kaybedilenlere üzülmek niye? Yarının kazancını düşünerek hamdedip sevinmeli değil miyiz!

Hayatımızı bir tetkik edelim. Muhakkak herkesin başından bir değil bir çok hâdise geçmiş; hepsi de bu hükmümüzü teyit etmektedir. Önce kaybettiğimiz şeylerin üzüntüsüyle iki büklüm olurken, sonra bu kaybedişin nasıl ilâhî bir lütuf olduğunu görmüş hayretimizden dilimizi yutacak hale gelmişizdir. Bazan Cenâb-ı Hakk bizi cebren bir yere sevk eder. Bu sevk ve hicrette eski durumumuzdan ve dostlarımızdan ayrılmak bize ilk önce çok zor gelebilir. Fakat bu sevkin ardında Allah, bizim elimizle öyle fütuhât ihsân eder ki eğer biz onu işin başında bilmiş olsaydık değil inkisâr, koşarak hatta sürünerek oraya giderdik.

Meseleyi müşahhaslaştırmayı zâit görüyorum. Zira biliyorum ki, ben şu sözleri sarf ederken dahi sizler muhayyilenizin yardımıyla gittiğiniz mâzide, kendinize âit bir mevzûda nice misâller bulup hayâlinizde canlandırıyorsunuzdur...

Arkadaşımız bu sorusuyla çokların başına gelebilecek bir meseleye tercümân oluyor. Kendi başına gelen bir hâdise ve onun kendisinde hâsıl ettiği menfî tesiri de samimi bir dille ifade ediyor.

Kur'ân-ı Kerîm, "İnsan her arzuladığını elde edeceğini mi zannediyor" (Necm/24) âyetiyle bu hususa temas etmektedir. İnsan harîs olmamalıdır. Dünya da, âhiret de Allah'a âittir. Bazan buradaki kaybetmeler orada kazanmaya sebep olur. Cenâb-ı Hakk burada alır, orada verir. Hem aldığına mukâbil neleri vereceğini ve bizi ne sürprizlerin karşılayacağını bilemeyiz.

Duhâ sûresinde Efendimize hitaben "Velel âhiretü hayrun leke min'el ûlâ" denilmekte ve âhiretin ûladan daha hayırlı olduğu bildirilmektedir. Bir son bir evvelden daha hayırlı iken, kaybedilenlere üzülmek niye? Yarının kazancını düşünerek hamdedip sevinmeli değil miyiz!

Hayatımızı bir tetkik edelim. Muhakkak herkesin başından bir değil bir çok hâdise geçmiş; hepsi de bu hükmümüzü teyit etmektedir. Önce kaybettiğimiz şeylerin üzüntüsüyle iki büklüm olurken, sonra bu kaybedişin nasıl ilâhî bir lütuf olduğunu görmüş hayretimizden dilimizi yutacak hale gelmişizdir. Bazan Cenâb-ı Hakk bizi cebren bir yere sevk eder. Bu sevk ve hicrette eski durumumuzdan ve dostlarımızdan ayrılmak bize ilk önce çok zor gelebilir. Fakat bu sevkin ardında Allah, bizim elimizle öyle fütuhât ihsân eder ki eğer biz onu işin başında bilmiş olsaydık değil inkisâr, koşarak hatta sürünerek oraya giderdik.

Meseleyi müşahhaslaştırmayı zâit görüyorum. Zira biliyorum ki, ben şu sözleri sarf ederken dahi sizler muhayyilenizin yardımıyla gittiğiniz mâzide, kendinize âit bir mevzûda nice misâller bulup hayâlinizde canlandırıyorsunuzdur...

Last Updated ( Friday, 17 November 2006 )
 
< Prev   Next >